2 Ocak 2016 Cumartesi
An-Blink ve Tatbikat Sahnesi Üzerine
Tiyatro oyunlarını izleme sırama uygun olarak yazıyorum ve sıra geldi Avrupa yakasında bir Cuma günü izlediğim An-Blink oyununa. Erdal Beşikçioğlu bu yıl Ankara'dan sonra İstanbul'da da bir Tatbikat Sahnesi kurup, kapılarını açmış benim gibi beklemede olan seyircilerine. Öyle de güzel bir yere açmış ki sahneyi, Kanyon'a on dakika yürüme mesafesinde. Tabi ki benim işyerime de :) Kanyon'da bu yıl faaliyete geçen Dot Tiyatro'dan sonra Tatbikat Sahnesi de benim gibi tiyatro ve konser izleyerek nefes alan beyaz yakalılar için ilaç gibi olacak, buna inanıyorum.
Oyun, genç bir İngiliz yazar olan Phil Porter'a ait ve modern insanın kaygıları üzerine kurulmuş hikayesi. Belki de bu yüzden sadece bir saat gibi kısa bir süre içinde insanı derinden sarsma potansiyeline sahip. Rutin hayatları içinde sıkışıp kalmış, görünür olmakla ilgili dertleri olan iki insanın sanal aşk hikayesi izlediğimiz. Kadın karakter, önce babasını, ardından da "görünmediği" için daha "vazgeçilebilir" olduğuna kanaat getirildiğinden işini kaybediyor. Erkek karakter ise tamamen dış dünyadan kopuk bir çiftlik hayatından şehir hayatının ortasına düşmüş.
Hikaye ilerledikçe bu iki insan internet üzerinden birbirlerinin hayatlarına dahil oluyor ve bir çeşit sanal aşkın kucağına kendilerini bırakıyorlar. Sanal ortamda da olsa bu ilişki iki tarafa da heyecan, adrenalin ve görünür olma hissi veriyor. Bunu karakterlerin hareketleri ile dışarıya yansıtmaya başladıkları özgüvenle görebiliyoruz. Fakat sadece sanal olarak başlayan bu gözetleme, takip süreci bir noktadan sonra gerçek hayata taşınıyor. Ve sanalda ateşlenen aşk, gerçek hayata geçildiğinde bireysel özgürlüğü kısıtlayan saplantılı bir havaya bürünmeye başlıyor. Böylece büyüsü bozuluyor.
Samimi olmak gerekirse ben oyunda kendimden ve çevremden çok fazla yansıma buldum. Görünür olma, beğenilme, hatırlanma, önemsenme, tasvip edilme kaygıları sosyal medyanın cebimize kadar girmesi ile her anımızı kaplar oldu. Yine iletişim araçlarının bu kadar gelişmesi ile birbirimizin hayatlarına müdahale eder, alanlarını kısıtlar olduk. Bu taraftan bakıldığında onbeş yıl öncesine göre daha görünür, daha beğenilir ancak kendine de, etrafındakilere de daha az güvenen ve sonuçta daha mutsuz ve yalnız insanlar olup çıktık. Sanal ve gerçek birçok yerde birbirine karışmakta; samimi ile yapay da öyle. İşte oyundan çıktığımda tüm bu konularla ilgili birçok düşünce kafamda dönüp duruyordu. Oyunun bana bir saatte ciddi bir farkındalık kattığını belirtmeliyim.
Oyunculuklara gelince, hem Sezin Akbaşoğulları, hem de Ahmet Rıfat Şungar'ı onları bugüne kadar izlediğimiz cazibeli karakterlerin çok dışında kalan karakterlerle seyircinin karşısına çıkmışlardı. Bu sebeple oyunculukları bende tam bir şok etkisi yarattı. Her ikisini de fiziksel güzelliklerinden güç almadan sadece yeteneklerini kullanarak var oldukları bir oyunda izlemek gerçekten büyük bir zevkti.
Uzun lafın kısası, bence bu sene gidilmesi gereken bir oyun. Erdal Beşikçioğlu'nun yönetmenliğinde iki usta oyuncu ile modern hayata dair birşeyler izlemek isterseniz bence listenize almanızda fayda var.
Sevgiler,
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder